green worldYeşil Dünya

Doğanın Rengi

Yeşil denilince ilk aklınıza ne geliyor ? Uzun düşünmeye gerek olmayan bir konu muhakkak. Genel ölçüde yeşilin ilk akla getirdiği doğadır. Doğada hakim olan renklerden yalnızca biri olan yeşil bize tabiatı anımsatıyor. Kontrastının türlü bezenmiş halini çok kez görsek de doğanın hükümdarlığını sürdüren renk yeşildir. Gün doğumunda sarının tonlarına, gün batımında kırmızının ve turuncunun öncülük ettiği renk cümbüşüne tanıklık ediyoruz. Güneş yaydığı ışıklarla aydınlık bir gökyüzü miras bırakıyor bizlere. Güneşin yörüngesinden ayrılmayan dünya, masmavi gökyüzünü manzara olarak insanlığa sunuyor.

Rengârenk Bir Tabiata Sahibiz

Değişen mevsimlerle gün içinde karşılaştığımız renk silsilesi de farklılaşıyor. Her zaman aynı renklerle ortak bir gün geçirmiyoruz. Canlılar her günün farklı bir tona sahip olduğunu anlayabiliyor mu diye sormamak elde değil. Her canlı insan gözünün görüş yeteneğine sahip değil. Kimi canlılar ise insanlardan çok daha iyi bir görüntü algısı ile hayatını sürdürüyor. Belki de göz yapısının farkındalığı yalnızca insana ait. Yani hayvanlar neyi nasıl gördükleri üzerine bir tedirginlik yaşamıyor. Sorguladıkları şeyler yalnızca gün içinde neler yiyecekleri. İnsan keşfetme meraklısı. Tabiatı keşfetmek bir ihtiyaç halini almaya başladı. Merak duygusu birçok buluşun öncüsü olduğu gibi doğal güzelliklerin ardındaki sır perdesini aralamak konusunda da liderliğini sürdürüyor.

Merak etmek ile başlayan macera yeni yolculuklara kapı aralamaya devam ediyor. Keşfedilen her şey beraberinde başka bir bilinmezin gizemli dünyasını bizlere sunuyor. Heyecan verici ve sürükleyici bir duygudur ‘keşfetmek’. Bazen düşünmeden edemiyor insan. Merak ettikçe doğayı eksiltiyor muyuz ? Doğanın hacmini daraltıyor muyuz ? Küreselleşme dünyanın dört bir yanında yaşanırken, kutuplardaki erimeler sebebiyle ısınmanın yalnızca iki uç bölgede –güney kutbu ve kuzey kutbu- gerçekleştiğini zannediyoruz. Asırlar boyu birçok canlı iklimsel bozulmaların kurbanı oldu. Şartların elverişli olmaması ile hayvanların, bitkilerin ve göremediğimiz mikroskobik canlıların nesillerinin tükenmesi olası görünüyor. Ama buradaki durum şartların elverişsiz olması. Kış mevsimine alışkın olmayan ince tüylülerin, fırtınalı bir güne maruz kalması gibi… İnsan sebepli yok oluşlar ise içerisinde bolca kimyasal barındıran işlemlerdir.

Kıtaların varlığı anlaşıldığı zamanlar, coğrafi keşiflerin başladığı 15.yüzyılın ilk yarısına tekabül ediyor. Yerleşik düzen kurmak için bir şeyler inşa etmek gerekiyordu. Öyle de yapıldı. Yerleşim yerlerinin üzerine inşa edilen yapılar, ilk yerleşim yeri olarak düşünüldü. İnsan bir konuktu. Keşfedilen kıtalarda zaten binbir çeşit canlı türü yaşıyordu. Ağaçlar, yapraklar, dallar, çimenler, çalılar, taşlar, kayalar, ırmaklar, nehirler vs. canlıların yaşam alanıydı. Yeni yerler bulmak için seyahate çıkan insanlar, sınırlar çizdi. Çizdiği sınırların içine nehirlerdeki suyu bağladı. Doğanın yeşilliğini kendisine bahçe, tarla edindi. Evet, hepsi birer armağan fakat yalnızca bizlere değil. Sayısı belirsiz varlık ile ortak bir gökyüzünün altında yaşıyor ve aynı güneşin yeni güne bizi hazırlamasını bekliyoruz. Merak etme duygusunu işgal etmekle bir tutup gittikçe hırslı ve rekabetten arınamaz hale dönüşüyoruz.

 

Doğal habitata verilen zararların nedenlerinden biri tarımda kullanılan zehirleyici maddeler. Toprağın da dengesini bozan, birçok canlının ölümüne sebep olan tarımsal ilaçlar, biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Doğaya salınan filtrelenmemiş gazlar, asitli sular dengeleri alt üst ediyor. Sağlığımızı tehdit eden unsurların başında her ne kadar yiyecek içecekler gelse de, birebir temasta bulunmadığımız her şeyin tehditkar bir geri dönüşü oluyor. Kullandığımız eşyaların üretim safhasında uğradıkları kimyasal işlemler, ürünlerin tüketiminde vücudumuza etki ediyor. Kıyafetlerimizin, bedenimizin, ellerimizin saçlarımızın, eşyalarımızın temizliğinde kullanılan ürünlerin içeriğinde bulunan asitler ve alkali metaller yaydıkları kanserojen madde sebebiyle sağlığı tehdit ediyor.

 

Sağlık Bakanlığı’nın paylaşmış olduğu “Tehlikeli Kimyasal Maddelerin İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri” isimli yazıda kimyasal maddenin tanımı yer alıyor. Kimyasal madde “Doğal halde bulunan, üretilen, herhangi bir işlem sırasında kullanılan veya atıklar da dâhil olmak üzere ortaya çıkan, bizzat üretilmiş olup olmadığına ve piyasaya arz olunup olunmadığına bakılmaksızın her türlü element, bileşik veya karışımları” olarak tanımlanıyor. Biz herhangi bir sokakta, kaldırımda veya caddede yürürken bile kimyasal etkilere maruz kalıyoruz. Soluduğumuz havaya salınan tehlikeli gazlar iç organlarımızın çalışma hızını düşürüyor. Düzenli aralıklarla çalışma sistemini devam ettiremeyen organlarımız, mutluluğumuzu etkiliyor. Kirliliği doğanın her alanında görmek mümkün. Peki buna nasıl son verebiliriz ?

 

Küçük Bir Alıntı

Orhan Kural’ın “Dünya İçin Bir Şey Yap!” İsimli kitabından birkaç alıntı yaparak çevresel kirliliğinin önlenmesinin örneklerini vermiş olalım:

  • Çöpünüzü azaltın, eşyalarınızı mümkün mertebe tekrar tekrar kullanın. Alışverişlerinizde “fazla sayıda” paket yaptırmaktan kaçının ve olabildiği kadar az naylon torba kullanın, daima geleneksel bez torba, kese kağıdı veya fileyi tercih edin.
  • Plastik atıklar, bütün atıkların yüzde 7’sini oluştursa da hacim olarak geniş yer kaplar. Fazla pet şişe tüketmemek için yanınızda su termosu taşıyabilirsiniz. Ayrıca pet şişenizi tekrar tekrar su doldurabilirsiniz.
  • Evlerin lavabolarından dökülen bitkisel yağlar için Orhan Kural, ufak bir şişede yağları toplayıp, aynı şişe ile belediyelere ulaştırın diyor.

Bunun gibi sayısız örneğin yer aldığı kitabını mutlaka okumalısınız.

 

Çevre üzerine söyleyecekler bitmez. Kaynaklar insanlığın düşündüğü gibi sınırsız değildir. Tükettikçe tükeniyoruz. Bunun önüne geçmek için yapabileceğimiz çok şey var. Yeşil dünya hakkında yazılarımız devam edecek. Sizlere doğamızın vaatleri var. Bizim de doğaya sözlerimiz var. Doğa eskisi gibi paylaştıkça çoğalmıyor. Hep birlikte doğayı koruyalım, çoğaltalım.