Dijital Para Öncesi Ekonomi

Teknolojinin de gelişmesi ile birlikte arz ve talebin piyasada ‘karşılaşma’ durumundan bahsetmek artık mümkün olacak gibi durmuyor. Buna örnek teşkil eden piyasalardan biri döviz piyasasıdır. Döviz arz edenler ile döviz talep edenlerin birlikte oluşturduğu piyasaya döviz piyasası diyoruz. Bu piyasalarda döviz kuruna yönelik uygulamalar için döviz kuru rejimleri mevcuttur.

Türkiye 1980 yılı öncesinde sabit döviz kuru rejimine sahipken 1980 sonrası esnek kur sistemine geçmeye başlamıştır. 2001 krizi öncesi kur sisteminde yaşanan değişikliklerin ardından kriz sonrası tekrar esnek kur rejimine geçilmiştir. Son yıllardaki döviz kuru politikası dalgalı döviz kurudur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın uyguladığı dalgalı kur rejiminde herhangi bir kur hedefi yoktur. Piyasada kur üzerinde ani bir olumsuzluk oluştuğunda ya da iktisadi sapmalar meydana geldiğinde Merkez Bankası müdahalede bulunur. Kurdaki dalgalanmalar, spekülasyonlar dış ticareti her yönü ile etkilemektedir. İhracat ve ithalat ülke ekonomilerine dayalı faaliyetler olmanın yanı sıra aynı zamanda döviz tesiri ile hareket eden işlemlerdir.

1929 yılında başlayıp 1930’lu yıllarda da etkisini sürdüren Büyük Buhran tüm dünyayı etkisi altına almıştı. O yıllara değin Türk lirasında büyük bir gerileme mevcut değildi. Lakin 1929 sonrası Türk lirası hızlı bir düşüş yaşadı. Değer kaybının ardından 1930 yılında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Kanun ile birlikte Türk lirasının konvertibl olma özelliği kalkmıştır. Bu yıllardan sonra uygulanan kambiyo kontrolü rejimleri sayesinde ihracat fazlası verilmeye başlanmıştır. Gittikçe dış ticarette liberalleşme artmaya başlamıştır. 1946 yılında hükümetin yaptığı develüasyonla az bir miktar ihracatta artış yaşansa da ödemeler bilançosu açık vermeye başlamış ve günümüze kadar bu durum devam etmiştir. İlerleyen yıllarda 1950-1955 dönemlerinde yapılan plansız yatırımlar ile ithalat artmış ve döviz rezervlerinde erimeler yaşanmıştır. Yine bir develüasyon yapılarak doların fiyatı Türk lirası cinsinden artırılmıştır. İhracatın artıp ithalatın azalacağı ümidi haiz olurken tam zıttı durum yaşanıp ticaret dengesi açığı genişlemiştir. 10 Ağustos 1970 yılında üçüncü bir develüasyon yapılarak 1 ABD Doları 9 TL’den 15 TL’ye çıkarılmıştır. Yapılan politikalar ile ihracatta istenen düzeyde artışlar yaşanamamış, etkili sonuçlar elde edilememiştir. Dış ticaret açığı devam etmiştir. 1980’li yıllardan sonra esnek kur rejimine geçilmiştir. Yapılan düzenlemeler ile ihracatı arttırmak, dış ticaret açıklarını kapatmak hedeflenmiştir.

Yeni çağda birçok faktör gelişim ve değişime uğramıştır. İlerleyen teknoloji ve iletişim ağları beraberinde dijitalleşen bir dünya yaratmıştır. Bu dijitalleşmeye maruz kalan alanlardan biri de ekonomik enstrümanlardır.

Dijital Paranın Çıkışı

Kısa bir zaman önce sanal paralara olan güvensizlik yerini, onları bir yatırım aracı olarak görmeye bırakmıştır. Paranın da dijitalleştiği bir ortamda kazanç güdüsü ile hareket eden insanlar somut bir parasal varlık ihtiyacını hissetmemeye başladı. Dijital bir değere sahip olan ve elektronik ortamda muhafaza edilen paralar dijital para olarak adlandırılır. Günümüzde kripto paralar yüksek işlem hacmine ve yatırım gücüne sahip olmaya başladığı için yatırımlar da o yönde eğilim gösteriyor. Kişiler arasında sanallığa kayan bir plasman arzusu oluşmaya başladı. Dünyada kullanım sahası artan dijital paranın Türkiye’de de gözde haline gelmesi şaşılacak bir durum değil. Küreselleşme ile birlikte her alanda rekabet halinde olan uluslararası endüstriler sanal paranın ivme kazanmasına sebep oldu.

Kullandığımız teknolojik ürünlerde yaşanan değişimleri görmek çok zor değil. Ürünlerin kullanımı artarken teknolojiye ilgisi olmayanların da içeriklere karşı bir alakaları oluşmaya başladı. Geniş kitlelere hitap etmeye başlayan ürünlerin ara yüzleri de pratik bir görünüm ve kullanış özelliği kazanmaya başladı. Bunun en açık örneklerinden birini bankacılık sektörünün teknoloji ile olan işbirliğinin ardından basite indirgenen program ara yüzlerinde görebiliyoruz. Mobil bankacılık sisteminde güçlü bir ilerleme gösteren Türkiye, sanal paraya karşı da çok yabancı sayılmaz. Mobil kullanımların fazla olması ve gittikçe ilginin artması sanal ortamda gelişim gösteren ekonomik faktörlere dair yenilik ihtiyacını da beraberinde getiriyor. İlerleyen yıllarda dış ticarette kur değerlerine odaklanmak yerine dijital paranın nitelik kazanması ihtimal dahilindedir. İhracatta artış yaşanması için elbette diğer ülke hareketleri gözlemlenmelidir.

Dijital Para ile Dünya’da ve Türkiye’deki değişimler

Türkiye uluslararası ticari yarışta yer alabilmek için dijital para konusunda düzenlemelere giden diğer ülkeleri örnek almaya çalışacaktır. Özellikle Merkez Bankası atılımlarını bu seyirde gösterecektir. Yüksek ihtimal dijital paraya geçme durumundan bahsedilebilir. Fakat bu çok kısa süreli gerçekleşecek ve kolayca adapte olunacak bir durum değildir. Günümüzde tüm dünyayı etkisi altına alan corona virüs sebebi ile birçok aktivite bilişime taşındı. Virüs tehlikesinden ötürü temasın gittikçe azalması, en aza indirilmeye çalışılması ilerleyen süreçte akla gelebilecek her şeyin bilişim ağları ve teknoloji yardımı ile yapılmasına sebep olacak. İzlenecek politikalar çağın getirdikleri ile örtüşen ve uyum sağlayan nitelikte olmaktadır. Bugün yapılacak düzenlemeler de günün koşullarına uyarlanarak yapılır. Dijital dönüşümün etkisi ile sanal paraya geçilmesinin ardından finansal yapılarda da bir evrilme yaşanıyor. Değişiklikler piyasaları birçok yönden etkisi altına alıyor ve dönüşümün engellenemez unsurları haline geliyorlar. Para piyasasında fiziki bir arz talep karşılaşması olmadığı için dijital para karşılaşma nezdinde bir değişim yaratmayacaktır. Borsada işlem gören dijital varlıkların sanal paradan alacağı pay da önemlidir. Kripto paralara dair yatırımlara artan güven yatırımcıların, risk konusunda tecrübe sahiplerinin, borsa ile ve sanal ortamla ilişkili mesleki alana sahip olanların birebir hissettiği bir duygudur. Fakat bilişim ile net bir ilişkisi olmayan yahut dijitale dair bilgisi yetersiz olanların alım satım aracı olan kağıt para yerine soyut unsura dönüşen ödeme aracının kullanışlı olup olmayacağı düşünülmesi gereken bir konudur. Merkez Bankasının çıkartacağı para kendisi tarafından merkezi bir gözle takip edilir ve uygulanacak para ve maliye politikaları işleyişin seyrine göre belirlenir. Tüketim mallarının, tek kullanımlık veya dayanıklı malların bulunduğu mal piyasasında dijital evrimin gerçekleşmesi ve oturması kolay olmayabilir.

İşgücü arz ve talebinin karşılaştığı emek piyasasında da dijital bir dönüşüm yaşanmaktadır. Dönüşümün etkisiyle üretim maliyetlerinin düşmesi ve ürün çeşitliliğinin daha da artması olası bir durumdur. İhtimalleri göz önünde bulundurduğumuzda işgücü piyasasında var olan eşitsizlik, güvencesizlik ve bağımlı olma durumları paranın dijital hale gelmesi ile yeni sorunlar yaratabilir. Emeğin karşılığının nasıl belirleneceği önem taşımaktadır. Üretim sektöründe yeni ürün faaliyetleri ortaya çıkarken işgücü sahasında da iş kayıplarının yanı sıra otomasyonla birlikte birçok yeni alanın ortaya çıkması mümkündür. Her nesnenin, soyutlukların ve bir takım faktörlerin dahi sanal içeriklerden payını aldığı çağımızda emek ve emeğin ürünü de farklılaşacaktır. Haksızlıkların ve adaletsizliğin olmaması adına dijital paranın hukuki düzenlemeleri emek piyasasında önem taşımaktadır. Ücretlerin ne olacağı, nasıl ödeneceği, çalışma saatlerinde farklılık yaşanıp yaşanmayacağı, istihdamdaki değişiklikler, emek arz edenlerin dijital dönüşüme karşı tepkisi ve sendikal faaliyetlerin ilerleyişi sanal düzenlemelerden ve dijital parasallıktan etkileneceğini düşünmek gerekir. Dijital paranın elektronik ortamda bulunmasından kaynaklı olarak güvencenin nasıl yapılandırılacağı da mühim bir konudur. Değişim aracı olarak kullandığımız paranın elektronik formda işlev görmesini bankalarda biriken ve sirkülasyon ile ilerleyen döngüye benzetebiliriz. Ekonomi ülkelerin siyasi, kültürel ve ideolojik faaliyetlerini, insanların eylemlerindeki tavırlarını, ileriye dönük planlarını belirleyen etkili bir yapıdır. Çevresel faktörler, kültür ve gelenekler ekonomiye yansıyabilir. Bu tam anlamı ile zincirleme bir ilerleyiştir. Toplum ekonomiyi etkilerken aynı şekilde toplumsal ilişkileri etkileyen de ekonomidir. Yalnızca ülke içi değişimlerin tesiri altında olmayan iktisadi faaliyetler, uluslararası piyasalarda işlem gören tüm kaynaklardan payını alarak hareket eder. Mal ve hizmetlerin uygulanmasında, tarım, sanayi, enerji vb. sektörlerde yeni bir ekonomik yapılanmaya gidiliyor. Maliyetlerin en aza indirilmeye çalışıldığı süreçte tüketici kesimi de verimli ve kaliteli ürüne ulaşmak istiyor. Alışverişlerin sanal marketlerde yaygınlık kazanması ile paranın fiziki görünürlüğü en aza inmiş durumda. Alım satım eylemleri biliyoruz ki yalnızca kişiler bazında değil devletleri ilişkilendiren bir husustur. İhracat ithalat faaliyetlerinde alım satım aracı olarak kullanılacak paranın, dijitale dönüşmesi için öncelikle uluslararası bir ortak anlayış ihtiyacını doğuracaktır.

İlerleyen zamanlarda tam manasıyla somut bir değişim aracından bahsedemeyeceğimiz dönemlere geçebiliriz. İnsan ilişkilerinin var olduğu her ortamda teknoloji ile iletişim düzeylerinde ve ticari düzenlemelerde farklılığa gidilmeye başlandı. Paranın sanal ortamda bir otoriteyle hareket ederek faaliyet göstermesi rekabette ve işbirliklerinde var olan gelenekselliği değiştirecektir. Fakat değişimlerin benimsenmesi yahut ilerleyebilmesi için kurallı bir anlayış olmalıdır. Bunun destekleyicisi elbette hukuki düzenlemeler olacaktır. Manipülasyonların piyasalarda var olup artış göstermesi üretici ve tüketici için tehdit oluşturabilir. Paranın da dijitalleşmesi ile ekonomik faaliyetler ve piyasalar internet ortamında yürütülmeye başlanabilir. Şirketler, firmalar bugün olduğundan daha fazla teknik yapılanmaya yönelecektir. Yazılıma, programlamaya olan yatırımlar, iyileştirmeler artacaktır. Sanal ortamın sahip olduğu güvencesizlik para hassasiyeti taşıyan piyasalar için öncelikli koşul haline gelecektir. Paranın sanallığının artması ülkelerin ticaretlerinde kolaylık sağlayacaktır. Güven duygusunun yer edinebilmesi için uluslararası hukuki anlaşmalar ihracat ve ithalat adına yeniden düzenlemeye gidilmesi ihtiyacını doğuracaktır.

Diğer yazılarımız için tıklayınız.