Covid 19’un Ekonomiye ve İhracata Etkileri

Güncel ekonomik sorunlar kavramı, yeni dünya ekonomisini ve bunu nelerin oluşturduğunu belirlemek konusunda ifade kolaylığı sağlamaktadır. Uluslararası ekonomiyi etkileyen merkezi güçlerin neler olduğunu açıklamakta bize destek sağlayan güncel ekonomi; kriz süreçlerinin yönetimini, iktisadi tarihin bugüne yansıyan unsurlarını ve teknolojinin günümüz dinamiklerini şekillendirmesi ile değişim içerisindeki çağın analizinde bize yardımcı oluyor. Küreselleşme ile ülke ticaretlerinin entegrasyonu her geçen gün çeşitlilik kazanıyor. Güncel ekonomik sorunların doğmasına da yol açan küreselleşme, Türkiye’yi de olumlu ya da olumsuz düzlemde etkiliyor. Sonuç itibarıyla bahsi geçen kavram, hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde ekonominin incelemesi yapılırken geçmiş ve bugünün ilişkisi kurularak saptamaların yapılmasına vesile oluyor.

Tam da bu bağlamda güncel ekonomiyi ciddi bir boyutta etkileyecek olan ve uluslararası piyasada değişim yaratan bir virüsle karşı karşıyayız. Beklenmedik bir zamanda Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan virüsün, geleceği şekillendirmede güçlü bir yapıya sahip olduğunu şimdiden hissetmek mümkün. Uzun süredir bir pandemi süreci yaşamaktayız. Sürecin ne zaman biteceğini belirlemek oldukça güç. Buna yönelik kesin düşüncelerde bulunmak yerine ihtimallerin getireceği sonuçlar üzerine değerlendirmelerde bulunmalıyız.

Talebin azalması ile birlikte arzın da etkilendiği günümüz piyasası, daralma yönünde bir seyir izliyor. Daralan piyasa, küresel ticaret pazarının da hacmini küçültüyor. Azalan talebin üretimi düşürmesi ve düşen üretim ile işçi çıkarmalarının gerçekleşmesi, geliri azalan hane halkının zorunlu ihtiyaçları da dahil olmak üzere birçok harcamasında talep azalması riskini ortaya çıkartıyor. Sarmal şeklinde ilerleyen bu sorunlar büyümeyi de olumsuz etkiliyor. Takip edilen verilere göre 2019 yılının son çeyreğinde %6 gibi bir oranda gerçekleşen büyüme, 2020 yılında covid-19 ile birlikte ortadan kalkmış gibi görünüyor. Krizin uzun süreli derin bir durgunluk yaratıp yaratmayacağı virüsün yayılma sürecine ve bu süreçten olumsuz etkilenen ekonomik birimlerin ne şekilde ayakta kalabileceğine bağlıdır. Yaşadığımız süreç diliminde muhtemel ekonomik krizin boyutlarını saptamak pek mümkün değil ancak bugünden önlem almak ciddi bir sorumluluk istiyor. Bu sorumluluğun bir zorunlu girişim olması gerektiği de unutulmamalı.

Covid-19’un Türkiye Ekonomisine Etkisi

Türkiye’de çalışanlar ağırlıklı olarak hizmet sektöründedir. Virüsün yarattığı krizden payını alan sektör, işsizlik sorununun da artmasına sebebiyet verdi. Hizmet sektöründe istihdamın azalması talebin daralmasını da beraberinde getirdi. İstihdamın yoğun olduğu hizmet sektörü, krizden en fazla etkilenen sektörlerden biridir. Bundan kaynaklı yıl sonunda yüksek bir işsizlik oranı ile karşılaşma riski göz ardı edilemez. Virüs kaynaklı kriz yüzünden talebin azalması şirketlerin kapanmasına, şirket kapanmaları işsizlik ile birlikte yeniden talebin azalmasına yol açmaktadır. Üstelik kriz sadece başkasının yanında çalışanları değil, işverenlerin de işsiz kalmasına sebep oldu. Şirketlerin iflası yahut konkordato anlaşmaları kamusal etki yarattığı için ülke ekonomisini kötü etkiliyor. Etkilenen ekonomi, dış ticaretin düşürücü tesire neden olan enstrümanlarından biri haline geliyor.

Covid-19 ve Merkez Bankası

2019 yılında cari dengedeki iyileşme Merkez Bankası döviz rezervleri üzerinde etkili oldu. Ancak, salgının ortaya çıkması ile birlikte rezervlerdeki erime hızlanmaya başladı. Cari işlemler dengesi mart ayında 4.92 milyar dolar açık verdi. 2019 yılı sonlarında 279 baz puan olan CDS primi, nisan ayının ilk günlerinde 642 baz puana kadar çıkmıştır. Türkiye’nin CDS primlerinin bu denli yükselmiş olması ister istemez dış borç bulmayı zorlaştırmaktadır. Bu süreçte üretim faaliyetlerinin kısıtlanması, yatırımların azalmasına ya da tamamen gündemden düşmesine yol açtı. Örneğin dayanıklı tüketim malları sektöründe, mart ayı sonu ile üretim durma noktasına gelmiştir. Bu sektör de diğer üretim sektörleri ile birlikte kriz koşullarının ortadan kalktığı sinyallerinin alınması ile hızlı biçimde toparlanabilecektir. Bunun olabilmesi için, ortaya çıkan maliyetlerin altından kalkabilmek adına, kamusal desteklerin sağlanması çok önemlidir. Tarımın önemini ve bu kesime verilecek desteklerin stratejik bir unsur taşıdığını unutmamak gerek. Tarımın nitelikli bir planlama ile yönetilmesi akıldan çıkmamalı. Çünkü Türkiye emek yoğun bir ekonomiye sahiptir. İhraç ürünlerinde de ağırlığı tarımsal ürünler oluşturmaktadır. Tarım iklimsel koşullardan, doğal felaketlerden yeterince etkilendiği için en azından yapay tehlikelerin önüne geçilmelidir. Pandeminin çiftçiler üzerinde yarattığı negatif etkilerden ötürü tarım ihracatı bu koşullardan olumsuz etkilenmiştir. Ülkeler arası ticari faaliyetler virüsün yayılmasını önlemek amacıyla asgari bir düzeyde sabitlenmiştir. Dış ticarette alışverişin azalması, ülke içi üretim faaliyetlerine de olumsuz tesir etmiştir. İhracatın artış göstermesi, öncelikli olarak pandemi sürecinin bitmesi ile gerçekleşecektir. Oysa ki sürecin bitmesi, tamamıyla sona ermesi çok da mümkün gözükmüyor. Nitekim salgın içerikli hastalıkların bu denli küreselleşen dünya ticaretlerinde kısa vadeli iyimser sonuçlar doğurması, salgının bitmesi ile olumsuzluklardan hızlı şekilde toparlanabilmek güçtür. İhracat üretime bağlı olduğu kadar, lojistikte yaşanan sınırlamaların kaldırılmasına da bağlıdır. Lojistik hizmetleri (hava, kara ve deniz taşımacılığı) krizden oldukça etkilenen sektörlerden bir diğeridir. Hava taşımacılığı durmuştur. Gelirler sıfırlanırken, yüksek sabit maliyetler uzun vadede büyümeyi belirsizleştirmiştir.

Merkez Bankası’nın uyguladığı genişletici para politikalarının uzun vadede enflasyonu artırma olasılığı vardır. Kısa vadede böyle bir etki beklemek doğru olmayacaktır. Uzun vadeli etkinin ortaya çıkmasından önce paranın piyasadan nasıl çekileceğine odaklanmak gerekir. Parasal genişleme kararı verilirken, genişletici politikanın ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini en aza düşürme kararı ile verilmesi ve öncelikle uluslararası piyasalara başvurup para temin edilmesi öncül davranış olmalıdır. Uzun dönemde enflasyon dert edilebilir ama şu an için tüketim üretim ilişkisi düzenlenmeli. Zayıf bir ekonomiye sahipken özellikle bu süreçte büyümeyi hedeflemek, enflasyon ve üretim ile aynı anda ilgilenmek doğru olmayacaktır. Üretimin istenen seviyede olmamasının yanı sıra virüs kriziyle birlikte gittikçe azalması, dışa mal satımının düşmesi ya da ara malların satılması, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının politik hareketlerle zedelenmesi ve rezervlerde sıkıntılar yaşanması uygulanacak politikaların önemini her geçen gün arttırıyor. Korumakla yükümlü olduğumuz bebek sanayimiz varken ithal ikameci politikalar yatırımcıları bir süre sonra riske sokabilir. Kısıtlamaların en aza indirilmesi gerekir.

Sürdürülebilir Kalkınmanın Virüse Etkisi

Sürdürülebilir kalkınmanın önemli olduğunu çok daha iyi anlamaya başladık. Krizden kurtulmayı yahut minimum hasarla atlatmayı istiyorsak kalkınmanın unsurlarını ve yapısalları merkeze alarak bir çember oluşturmalıyız. Yapılacak reformlar merkezde bulunurken çemberin çevresi dışarıdan değişen sistemlere karşı korumaya alınmalıdır. Çevresel faktörlerin dikkate alınması gerekir. Toplumun lehine kararlar verilmeli. İnsanları çaresizliğe, zor koşullara karşı korumak kamusal bir yükümlülüktür. Yükümlülük nezdinde maliye politikası ve gelir aktarımına uygun politikaların önemi de artmış oluyor. Her ne kadar alınacak kararlar bütçedeki yükü arttırsa da vatandaşların hayatlarını idame ettirebilmeleri çok daha mühimdir. Demokratik kararların verilmesi, sadece ekonomik tedbirlere yönelmemek, ulus kavramıyla hareket ederek toplu bir dayanışmanın var olması, ekonomiyi yönlendiren kişilere verilecek desteklerin yanı sıra küçük birimlerin göz ardı edilmemesi söylenebilecek önlemlerden bazılarıdır. İç kaynakların kullanımı artacak olsa bile dış kaynaklara ulaşım sağlamanın önü açılmalıdır. Turizmin önümüzdeki yıllarda getirisi, uzun bir süre maliyetlerini ya da negatif sonuçlarını olumluya çevirmeye yetmeyecektir.

İhracatın azalması ile birlikte ihraç edilen ürünlerin ülke içi stokları artmakta ve üretimin kısılması yoluna gidilmektedir. Uluslararası ticaretin eski seyrine dönmesi zaman alsa da ülkelerin yaptıkları kısıtlamaların kalkması ve ihracatta yeni düzenlemelere gidilmesi mecburidir.

Daha fazla ticaret ve ihracat ile ilgili bilgiler için:

Yazılarımız